Urfa Mimarlık Festivali Teması | Varoluş
Mimarlık, kadim tarihi boyunca yeryüzünde sessiz ama ısrarcı bir varlık taşır: burada olmanın, yapmanın ve dolayısıyla var olmanın izidir bu. Ne kibirli bir iddia ne de mutlak bir egemenlik ilanı, yalnızca insanın, ve daha mikro bir ölçekte mimarın, evrendeki büyük boşluğa bıraktığı ilk poetik izdir. Soyut bir bilincin çok ötesinde, bu iz varoluşu zihinden çıkarıp taşın, ahşabın, toprağın özüne indirir; maddeyle kurulan o somut ve bilinçli alışverişte biçimlenir. Çünkü varoluş, bedenimizin çevreyle, gerekliliklerle ve ham maddeyle kurduğu o zarif, katıksız ilişkide, dünyayı işleyebilme yeteneğimizin en saf ifadesinde, aslında bizi temsil eder.
Bu nedenle inşa etmek hiçbir zaman yalnızca teknik bir eylem olmamıştır. Yeryüzünü incitmeden ona tutunmayı, bir yerde kalıcı olmayı ilan eder. Bedenimizi bir mekânda konumlandırmak boşluğu sınırlandırarak onu var ederken, o sınır aynı zamanda bedeni de tanımlar ve var eder. Varoluş tam da bu karşılıklı etkileşimde açığa çıkar; inşa ederek kurduğumuz yerde durabilme istenci, varlığın en yalın algısı olarak hakiki anlamda var olabilme halimizi tanımlar. Bugün ise yeryüzündeki mevcudiyetimiz sanki bir gölgeyi kovalar gibi uçucu. Varlık halimiz, bilinçle biçimlendirdiğimiz maddenin çok ötesine geçmiş; mimarlığın varoluşla kurduğu o köklü ilişki gerilerde bir yerde sessizce bırakılmış. Mekânlar artık dokunulmadan, bedenin ölçüsünden bağımsız, yüzeylerde var olurken atmosferin barındırdığı varoluşsal derinlik ağırlığını yitiriyor. Yeryüzündeki varlığımız usulca, fark ettirmeden kayboluyor. Oysa insan olmaya dair en kırılgan, en naif hallerimizi ve mekânın en hakiki, dokunsal niteliklerini hatırlamak, kendi zihnimizin mimarlığı neden ürettiğini ve bunun bizi neden var ettiğini hatırlamak, varoluşu hatırlamaktır. Mimarlığın öz değerini yeniden kavramak, varoluşun kökenine dönmekle mümkün olacaktır. İşte bu yüzden, sakin ama sarsıcı bir sorguya ihtiyaç var:
Bugünün mimarlığını her şeyden arındırdığımızda elimizde ne kalıyor?
Mimarlığı ve varlığımızı o en saf kökenleri bağlamında bugün nasıl açıklarız?
Bu iki sorunun peşine düşmek, mekânı üreten bizler için hem bir gereklilik hem de derin bir istek olarak kendi özüne bakmaktır. Mimarlığın ve bizlerin varoluşumuzun kaynaklarına bilinçle ve cesurca bakabilmesi; bilinçle biçimlendirdiğimiz çevremiz ile zihnimiz arasındaki soyut ve somut ilişkileri düşünmeyi, güncel değerlerin ötesinde varlığımızı besleyen o şiirsel, maddesiz dünyayı ifade edebilmeyi içeriyor.
Dünyayı biçimlendiren hallerimiz ile mekânı biçimlendiren somut eylemlerimiz birleştiğinde tanımladığımız varoluş ancak böyle anlam kazanır; sade, şiirsel ve dürüst bir sorguyla.
Mimarlar Odası Şanlıurfa Şubesi, maddeyi işleyerek ona biçim veren insanoğlunun başlangıç toprağı Urfa'ya tüm mimarları, tasarımcıları ve bu sorguya ortak olmak isteyen herkesi davet ediyor.
Urfa yalnızca tarihsel bir veri değil, hâlâ soru soran, hâlâ arayan bir ısrardır.
Bu davet, geçmişe sığınan melankolik bir nostaljinin değil; bilginin derinliğiyle donanmış, poetik bir kavrayışın sesi olacak. Kendimize, mesleğimize ve mekânın poetikasına yeniden dönerek varoluşsalkökenlerimizi birlikte anlayalım.
Festival Tarihleri: 16-17 Ekim 58 Meydanı | Urfa